ΡяоgэлīŦ's profileŲмųĐų ΌŁąл γϋяєкŁэяє . ....PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    June 21

    . . .

    İyi de oLsa kötü de oLsa bana şiirLerim, yazıLarım ve beceriLerim için,

    Progenit@gmaiL.com

    Adresinden bir yorum yapabiLirsiniz.

    Kafası karışmış




    Sana artık manasız bakıyor gözlerim

    Ölüme giderken ruhum,

    Bedenime mezar kazıyor hayallerim

     

    Bu yazıLarımı, şiirLerimi okumak zor geLiyorsa hiç bakmadan bir yorum yapıp çıksanız daha makbuLe geçer . . !

    YazıLarım, hayattaki inciLerim; ŞiirLerin daha aşağısındadır !

     AmpulBu aralar ilham var biraz kapalıda olsa bişiler yazdım , bunları anlamak için aslındaAmpul

    AmpulBen olmak LazıMAmpul

    Buyrun ...

     

    May 19

    ...

    ...Üzgün...

    February 25

    Duygusuz ŞiirLerim / BöLüm 2 / Bazı ŞiirLerim


    . . .

    Gözümün değerlisi , kalbimin sahibi ,evrenin en güzeline ; yaLnızLığıma !
    Gözlerimden süzülen bir kaç damla anıda senin sıcaklığın var...



    --Siyah Gülü Anlamak --
     
    Ne ay ışığı altında parlayan soluk tenin ilgimi çeken
    Ne de rüzgârda uçuşan kuzguni saçların
    Seni bir saniye görmek yeterli benim için
    Bir saniye sonra ölmek hiç önemli değil 
     
    Siyah bir gülle kıyaslasam seni
    Elimdeki yapay güzellik daha canlı
    Anlamak istiyorum hayattaki yerimi
    Yalnız bırakıyorsun beni sessiz mısralarında  
     
    Canlı bir hayattı önümde duran
    Bırakabilirdim hepsini sen yanımda olsan
    Tek solumak istediğim sarhoş edici kokun burnumda
    Bir tutsam elini koşsak sabaha kadar
     
    Sevmek kolay değil çırak sayılırım bu işte
    Çarpıldım ilk seferinde geri dönmemecesine
    Delicesine bir sapkınlıktı sana duyduğum
    Karanlık kâbuslarım seninle kayboluyor
       
    Uzandım çimlerin üzerine bir gece yarısı
    Hissettim yıldızların beni saran sıcaklığını
    İstemedim senden seni sevdiğini söyleyen bu dile inanmanı
    Tek istediğim durmadan ağlayan gözlere inanmandı
     
    İlk defa böyle derin seviyorum
    Tutkuyu kemiklerimde, aşkı iliklerimde yaşıyorum
    Tek istediğim yanında olmak biliyorum
    Kaçarak sadece kendinden saklanıyorsun
       
    Seni anlamak için her şeyimi verirdim
    Ömrümü bir çöp gibi yolunda heba ederdim
    Yapsam acaba senden ne kalırdı
    Zayıf bir hoşçakaldan başka  
     
    Gülemiyorum artık kalbim kanla doldu
    Sevdiğim insan yavaş yavaş beni kovdu
    Bilmiyor ben onun için her şeyimi veririm
    O hiç bir şeyi sevmiyor belki
    Bense onu gökteki yıldızlar kadar severim
     
    Progenit =)
     
     
    --Hüzün Yağmurları--
     
    Ben miyim bunca zaman sonra satırlara bulanan
    Gözlerim kapalı ağlama duvarına boş boş bakar
    Bir söz ki ağızdan, çıkan baştan çıkaran
    Bir söz ki gözlerle konuşan, bıçak gibi saplanan

    Sorun bende belkide sevginin dozu ayarsız
    Semek suçmuş gerçekten boğuştuğum anılar anlamsız
    Kelimeler bulanık ağzından çıkarken tatlı dudaklarına katılmış
    Doğru ve yalan iki şey ikiside birbirinden anlamsız

    İlk çarpan saçların yüzüme gözlerim sana düşman artık
    Belkide geçmişte kaldı bunlar zaman aynası kırık
    Parmak uçlarımla ulaşmak isterdim sana cennete doğru
    Kim zebani, kim melek, kim yalancı; kim kim kim...

    Bir türkü dökülür dudaklarımdan hüznün parçası
    Şiirlerim artık sinirli, yorgun, yıpranmış ve yaşlı
    Kabuslarım döner durur gerçek hayata katılmış
    Kimse tutamaz beni bu hayat bana fazla karışık

    Bir sözünle devam etmek hayata
    Bir sözünle hayatı kucaklamak
    Bir sözünle, doğru bir sözünle hayatı paylaşmak
    Bir sözünle, tek bir doğru sözünle hayatı seninle yaşamak
    Belkide hep istedim kışın hüzün yağmurlarında

    yaLancı sevgiLi . . .
                                                                        

    Progenit =)
       
    --Yağmur Dansı--
     
    Hızla cama çarpan yağmur gibi kalbim
    Titriyor devirmek istercesine duvarlarını
    Soğuk bir rüzgar iliklerimi donduruyor
    Belki biraz önde ıslanmış yanaklarım
     
    Bana tek mirasın bu kanlı gözler
    Soğuk havayla karışmış ölü bir nefes
    Haykırmak isteyen yanmış bir boğaz
    Ve açlıktan ölmüş bir kalp
     
    Mutsuz bir senaryo yazarın önünde yaşam
    Sanki umurunda kim yönetecek kim oynayacak
    Unutmak isteyen kör gözlerin kalıntıları
    Duymamak isteyen sağır kulaklarım
     
    Hepsi miras bana o yağmurlu gecede
    Yine de bir umut var var olmayan uzakta
    Bir sakin bekleyiş fırtına sakinliğini
    Dursa bile sarsan anafor biter mi?
    Progenit =)
     
     
     
    --Yitik Bir Kalbin Gemisi--
     
    Kulaklarımda zayıf bir melodi
    Adı fısıldıyor sanki
    Gözlerim seni arıyor yokluklarda
    Olmayışın kemiriyor kalbimi
     
    Aşk bir lütuf bize
    Gökler bile anlamayamaz aşkımı
    Arzular gözlerim yalnızlığımda seni
    Uzanır parmaklarım tutarcasına elini
     
    Bir gün gelir yarılır toprak
    Yalan ve doğru birden belirir
    Gerçekler dalga dalga çarpar bedene
    Sadece bilesin, hayat sadece sensin
     
    Özlemek yakar bedeni içten içe
    Sürgün bu hayat sensiz iyi bilirim
    Birsen sen olsan yanımda dağları delerim
    Ebediyete kadar ölümlü kalbim senin
     
     
    Uykumda senin olduğun yerdeyim o gül kokunu kokluyorum tutkulu bakışlarla dudaklarına öpücükler konduruyorum...
    Aradığım sevgiyi böyle zayıf böyle kırılgan böylesine doğru sever tavırlarla kazanma şansım yoktu o anda içimde bir ses herşey içinde dedi bana.Dediklerine uydum. Kazandım , güçlü oldum
     
    Dürüst olmak beni seçmişti.
    Sana bakıyorum yazılarımı yazdığım bu soğuk , bu uzak odadan.Bana umutsuzca sevdalanmanı seyrediyorum.Benden hiç umut yokken, beni vazgeçilmezin yapmanı seyrediyorum seni seyrediyorum sevgili,seni...
    Seni sevmek,şu asi ruhumun tek besin kaynağı.
     
    Progenit =)
    Progenit@gmail.com
     
    --Nefes AL--
     
    Yine yosun tuttu parmaklarım
    Unuttu denizin çağrısını kulaklarım
    Görmedi gözlerim denizde dans eden yunusları
    Unuttu tenim rüzgarın nefesini
     
    Mutsuzluk gözyaşlarıydı tenimde hissettiğim
    Düştüğüm uçurumda tutunduğum daldı fırtınanın sağ bıraktığı
    Burdaydım benliğimle
    Bulamadığım kanımdı kaybolmuş bir bedendi sahip çıktığım
     
    Aradım bedenimi en yakın ve en uzakta , en sıcak ve en soğukta
    Arayış sendin , belki buldum kendimi zafer sarhoşluğunda
    Kaybetmek haramdı elimdeki damlalardı
    Sahip olunan sadece ama bir umuttun
     
    Yanımda her saniye gözlerin
    Önümde sana bu kadar yakın olarak uzak kalmak bozdu beni
    Kendim olmak istedin sürüklendim uzaklara
     
    Bir bakıştı bitiren
    Tek soluktu umduğum anı yakalamak ve yaşamaktı senle amacım
    Ama sen perdeyi indirmiştin çekildin gidemedim
    Sıkıştım iki dünyada yoktu bir yaşam sensiz sen olmadıkça varlığım
     
    Yokluğunla eş değerdi tek gerçek sessizlikti
    Senle dayanamadım
    Dayanamam artık zaman düşman bana burda olmalısın
    Bırak beni artık nefes alayım...
    Progenit =)
     

    --Sessizlik --
     
    Karanlık odamda sessizliği okşuyorum
    Yalnızlık duvarımla hapsolmuşuz birbirimize
    Sırtımızdan geçiniyoruz birbirimizin
    Umut yok bizden, çürüğe ayrılmışız
     
    Gölgeler arasında, sonsuzluk sınırında
    Bir kelebeğin kanat çırpışlarını duyuyorum fısıltılarda
    Yarım geliyor hissediyorum uzuvlarımda
    Akın kavrayışları fark edilebiliyor, usulca
     
    Böyle bir güzellik sığamaz mısralarıma
    Bahar çiçeği kokuları yayılır saçlarından
    Göğsümde yeniden keşfedilmiş bir şeyin sevinci yaşanır
    Tatlı sert anılar
     
    Kaybı yaşadım derinliklerde
    Serin sabahlarda boğuluyordum sensizlikte
    Kör gözlerim yolunu biliyor sanki
    Anılarım kendini ele veriyor
     
    Hoş havamdayım süzülüyorum göklerde
    Uçmak hiçte imkansız gelmiyor artık
    Sen görüldün hayatımda bir an, gitmemecesine
    Sen ve sadece sen...
     
                           
    Progenit =)
     
     
    --Cehalet Ateşi--
     
    Kendimin kasabı oldum ölümsüz yıllarımda
    Dayamak lazım sırtı kayaya
    Hayatımın öyküsünü tek nefeste okudum
    Yarım kaybolmuş puslu yollarda
     
    Nankör olmak bir tarzım
    Yalana döndüm göremedim gözyaşlarımı
    içimdeki şeytan ölmeli
    Sabrım tükendi değişim gerekli
     
    Kör mumum yatsıya dek söndü
    Hesapladım yaşamak neye bağlı
    Paylaşmak umut vahşi yaşamda
    Bulup ta kaybetmek bir yetenek belki
     
    Sigara dumanım sarmış bedenimi
    Gözükmez gözlerim kararmış ellerim
    Kin besledim kendime
    Bir başkasını yaşıyorum
     
    Tek bir gül elimdeydi kalan
    Kıymet bilmek belki en kolay
    Yapması en zor olan
     
    Kötü kalmak sebep seli
    Maskem düştü imzam açık
    Bir yalanın nefesi hissedilen
    Bir tövbekarın haykırışları
     
    Canlı kalmak
    Yaşarken ölüme mahkum olmak suskunluğunda
    Alevler içinde kıvranmak
    Adalet buydu belki
    Kabullenmek kolay
                                                    
    Progenit =)

    --Yitik Evren ve Yedi Cüceler--

    Bir evren var umutlarımda
    Uzak ama bir o kadar da yakın
    Hayal ama bir o kadarda gerçek
    Yalnız ama hep içimizde

    Utangaç uzaktan görünce
    Yanaklarında hafif kızıllar
    Şaşkınlıkla bastırılan bir korku soluyorum sanki
    Yakın olmaktan

    Neşeli biraz sanki
    Tanıdıkça açılıyor güzellikleri
    Dudaklarında bir gülümseme
    Ne olursa olsun diyor düşüncesizce

    Bilgin gibi biraz
    Yüzyılların tecrübesi omuzlarında
    Biraz hüzünlü sanki öğrendikleri
    Son gözüktü, değişim yolda

    Keloğlan misali biraz
    Çabuk gülüyor, çabuk seviyor, çabuk ağlıyor
    Görüyor ama bakmıyor gerçeğe
    Anı yaşa mutlu ol

    Hapşırıyor art arda
    Biraz hasta sanki yorulmuş buralarda
    Direniyor yıldızlara hala
    Geç kalmış olmalı yeniden başlamaya

    Öfkeli karanlığa, sonra aydınlığa
    Nankörüz biliyor, belki onca şeyden sonra
    Kızıyor, felaketer ardı ardına
    Sonuç artık önemli değil

    Ve uykucu gözüküyor artık
    Tükendi heralde, durmak istiyor
    Kimisi bittiğini sanıp seviniyor
    Eski dost küsüyor insanlığa

    Bir evren var hala en derin kabuslarımda
    Yakın ama bir o kadar da uzak artık bize
    Gerçek ama bir o kadar da yalan
    Kanımızdan olan ama bize uzak
    Hala yaşayan ama çoktan ölmüş bir dünya
       

    Bu doğa şiirimin benim için gerçekten anlamı çok fazla.Yine benim belirsiz nağmelerimi içeriyor ama gerçekte çok basit bir şey yatıyor altında. Sürç-i lisan yaptıysak affola.
    Progenit =)


    Benim Sevdam . . .

     

    Aşkın sıcaklığına mağrur bir gece

    Suskun yüreğimde sanki bir bilmece

    Sevdi mi insan gönlünce

    Verir gecenin elini gündüze

     

    Sevdiğim, sevenden yüce

    Senli bir mutluluktan önce

    Seneler gibi uzun gelen sabaha,

    Ulaşamayan bir ben, bir de gece

     

    Geceden el ayak çekilince

    Yıldızlar bakar pencereden sinsice

    Kıyıda yükselir sular sessizce

    Gecesini bekler gündüz delice

     

    Aşkımın sesi hem yaşlıya, hem de gence

    Ezberinde olsun hece hece

    Duysun sesimi hem gündüz, hem de gece

    İşitsin doğruyu seçe seçe

     

    Gece kadar kutsaLdı yüzün ay ışığı biLe soLup kaLırdı teninde.

     

                                                                                        

    Progenit =)
                                                                                                    Progenit@gmail.com
     
     

     

    OyunLar ALemi

     

    Sen söyLedin , ben inandım

    YaLanLarın sahibi bir sendin

    Son noktayı koyayım dedim

    Yalanına yalan ekLedin

     

    Sen konuştun , ben sustum

    Bir sözünde bin yalan buldum

    Hasadı gecikmiş tarla gibi

    İlkbahardım kışa döndüm

     

    Sen anLattın, ben dinLedim

    Sayende hasret kaldım doğruya

    KeLimeLeri boyadın gömdün kuyuya

    MakyajLa dönmez yaLan doğruya

     

    GeceLeri gün ettim , hakkımı haram

    Kanadı kaLbimdeki yaram

    Öfkeye döndü sevdam

    Sevgimi yok etti diLindeki binbir yaLan

     

    Sen eğLendin , ben üzüLdüm

    MutLuLuğun için üzüntüye düştüm

    Geçen günde , biten ömürde

    BiLsen ki sevgin için kaç kez öLdüm ?

     

                                                                                             Progenit =)

                                                                                                           Progenit@gmaiL.com

     

    Duygusuz ŞiirLerim / BöLüm 1 / Bazı ŞiirLerim


    Tek
    Bir yağmur damlası vuruyor yüzüme
    Ardından arkadaşları çarpıyor
    Sanki sadece ben varmışçasına.
    Güneş doğuyor belki beni unutmuş
     
    Sanki gölgelere saklıyor
    Bir ömür geçiyor bir saniyede
    Sanki hiç bitmezmiş gibi bir anda sönüyor.
    Bir kalp çarpıyor yaşlı , yorgun.
     
    Usanmadan inadına durmuyor
    Hayat için
    Gözlerinde görebilmek için ışıltıyı.
    Bir nefel alımı kadar bile olsa
     
    Ömrüm boyunca , her gün , tekrar tekrar
    Dünya dönüyor hala benim yokluğumda
    Yokum artık buralarda beni es geçiyor
    Bırakıyor elimi yardım etmiyor.
     
    Sessizliğime terk ediyor
    Yalnızlığı kaybediyorum yanında oldukça
                                      
    Progenit =)
     
    Gölge Oyunları
     
    Ay ışığı altında parlayan duvarımda bir ayna
    Ve o aynanın karşısında ben gözleri kapalı boğazımda bir ip
    Göçüyorum sensiz her dakika kanım çekiliyor usulca
    Biliyorum artık, sensiz olacaksam dönmesin dünyam
     
    Progenit =)
    Progenit@gmail.com
     
    Karşılıksız
     
    Ölümsüzlük akıyor damarlarımda
    Gecenin ayyaşlığında, sınırlarda
    Yıldızların sesi kulaklarımda
    Dilimde acı bir tat
     
    Sonsuz bir bekleyiş hayat, belki
    Biraz sınav kendimde, amaçsız
    Nefes alımı sürer anca, bir an
    Keskin biter, yalansız ve umutsuz
     
    Nefret mi göklere duyduğum
    Karşılıksız bir aşk mı yoksa
    Belki bir an adadığım
    Belki gerçek hayatın kendisi
    Progenit =)
    Progenit@gmail.com

    VesseLam !
     
    Ülkemiz için içmişiz öLümsüzLük şerbetini
    Çıkmışız dağLarın en öfkeLi tepeLerine
    Hak için , vatan için gideriz ölüme
     
    AnaLar ağLıyorsa , geLinLer yas tutuyorsa
    Aponun köpekLeri yaşıyorsa
    Yok bize bir an biLe durmak
    Yok bize dinLenmek
     
    Gece çöker ,ömür biter
    MutLak ki bu askerLer intikam güder
    Can çıkar , asker öLmez
    Esas ki bu vatan böLünmez
     
    Unutma biz osmanLı torunuyuz
    Bu vatanın koruyucusuyuz
    KeLLe koLtukta yaşar,
    Dünyaya sığmaz taşarız.
    Progenit =)
    Progenit@gmail.com

    Yalnız mıyım ?
     
    Yalnızım , bilesen ki ne kadar çaresizim
    Bilsen ki ne kadar suçluyum bunun için
    Ah bir bilsen ne kadar acı çekiyorum
    Yalnızlığımı avuçlarıma bile sığdıramıyorum
     
    Yalnızım , keşke bunu sadece söyleyip susabilsem
    Edebiyen susabilsem,çünkü canım acıyor
    Konuştukça düşündükçe arzuladıkça canım acıyor
     
    Soguk odamda kendimle başbaşayım
    Bilmiyorum,kendimden de uzaktım sanırım
    Yalnızdım buydu benim asıl dramım
    Güçsüzdüm acizdim buydu benim sıkıntım
     
    Kafamdaki binlerce yüzde seni bulamıyorum
    Senin o kutsal yüzünü bulamıyorum
    Bu yüzden kendimden nefret ediyorum
    Boşluktaki beni yok etmek istiyorum
     
    Yalnızım, kendimi küçümsüyorum
    Çünkü ne zaman aşkla büyülensem
    Eski korkum bana yaralı kendimi hatırlattı
    Ayrılık korkusu kalbime bir hançer gibi battı
     
    Evren canımı yakmak için uğraşıyor
    İçimde pişmanlık sızısı yükseliyor
    Acılar birer müzik olup kulaklarıma doluyor
    Sensiz geçen günler kalpte iz bırakıyor
     
    Bilmiyorum hatalıydım belkide
    Seni severek sana en büyük acımasızlığı yaptım
    Düşüncelerimle kendi umutlarımı tüketiyorum
    Yaşamak bana en büyük ceza olmalıydı...
     
    Progenit =)
    Progenit@gmail.com
    Hüzün DamLaLarı
     
    Hüzün yagıyor gecenin koynundan
    HayatLar geçiyor gözümün önünden
    Akıyor zaman öLümün ardından
     
    Işığı sönen hayatLardan
    Kayan yıLdızdan,ağLayan insandan
    FarkLıydı bu hüzün damLaLarı
     
    Ellerim üzerine,bir bir damLadı
    Hüznün gözLeri pek bir bitaptı
    Adeta çektiği bir ızdıraptı
     
    Duyduğum ruhsuz bir meLodide
    SöyLenen acı bir sözdü
    Yağan damLaLar gözde
    Progenit =)
    Progenit@gmail.com
     
    Yokmuşum !
     
    YıldızLar kaybolmuş gecenin siyahında
    Hayaller yok olmuş düşler diyarında
    Bir bakmışız yokmuşuz dünyada
     
    SürükLedi bir fırtına
    Getirdi beni uçurumun kenarına
    İsyan ettim yüreğimi yakan efkâra
     
    Çırpınıp durdum çare buLmaya
    SavruLdum oradan oraya
    Bu da bir başLangıçtı asLında
     
    Uzattım eLimi uçurumun kenarındaki SonsuzLuga
    Attım adımımı köy kuyuya
    Ölüm biLe yakLaşmadı bana
    Progenit =)
    Progenit@gmail.com
     
    En doğru şeyLer , en yanLış şeyLerin içinde sakLıdır...
    EN DOGRU ŞEYI , EN DOGRU KIŞI ANLAR.
    BU YÜZDEN YANLIŞ ŞEYLERIN İÇİNDE SAKLIDIR.
    EN YANLIŞ ŞEYİN İÇİNDE EN DOĞRU ŞEYİN OLDUĞUNU BİLEN İNSANLAR VARDIR.
    ONU AÇAR AMA GÖREMEZLER.
    EN KARANLIK , EN AYDINLIĞI SAKLAR.
     
    Hiçbir şey göründüğü gibi değildir !
     
    Aydınlanma... 
    Aydınlanma, bir ruhun bütün kabuklarından sıyrılmasıdır.
    Aydınlanma, ruhun özüne dogru yaptıgı yolculuktur.
    Aydınlanma, içimizdeki tüm gerçege varmaktır,
    Içimizdeki gerçek O’nun sevgisi ve bilgisidir.


    February 24

    Hayayattan İnciLer Serisi . . !

    Hayattan İnciLer / 5 

    --Boş Umutlar--

    sanki yoklama yapılıyor gibi hep burdayım deme isteği var içimde burdayım demek bile bir oluşum galiba. bugün o içimdeki canlılığım yok. belkide eski çocuksu neşemi kaybettim sokaklarda. hayatı aradığım soluklarda ama yok galiba bir manası bir ayna demek yanlış hayat sensin görmezden gelirsen aslında kendine bakmıyorsundur boşver geçsin dersen parmaklarının arasından kayan kum tanelerini nasıl tutabilirsen öyle bir çabayla nefes almaya uğraşıyorsundur. kim bilir belki başka bir zaman. bazen çocuk olmak istiyorum yine eski masum yıllarım dünyanın ne olduğunu bilmeden kar yağdığında okulun tatil olmasına değil kardan adam yapma düşüncesiyle mutlu olduğum zamanları. kaçırdım biliyorum ama o kadar geçmedi galiba. sanki dünmüş gibi anılarımın arasında bekliyorlar gerçi şu anda mutsuz değilim ama nedense karamsarım böyle görmek istiyorum belkide günleri ayları yılları geçmesin istiyorum ömrün bazen loş ışıkta yazdığım şu satırlar bitmesin acı dünya göstermesin sinsi yüzünü istiyorum. tek şansım var belkide istediğim kişi olabildiğim yer burası yazabildiğim paylaşabildiğim anlatabildiğim ama kimsenin yazdıklarımla ilgili düşüncelerini önemsemediğim bir yer burası. bazen düşünüyorum hayatta bu bilgisayardan daha çok bağlı olduğum neredeyse kanımı paylaştığım kardeşimden beni koparacak ne var ki bu dünyada. bazen istiyorumki yüzlerce yıl önce doğmuş olsaydım keşke görebilseydim dünyayı öylece romayı istanbulu görebilseydim orta asya kıraçlarında o vahşi tutkuyu yaşayabilseydim dünya geliştikçe daha da kötü bir yer oluyor galiba ayak uydurmak kolay mı tabi ki değil. yaşam sanki emiliyor her saniye kanımdan gözlerimden yaşam soluyor sanki her saniye aynadaki aksim sanki daha yıpranmış görünüyor neredeyim bilemiyorum nasıl biriyim kestiremiyorum neden böyleyim. sanırım bir cevabı var bunun ama kendime saklamak istiyorum belkide harflerine hayatı kazıdığım rath yalanı bile bilmiyordur. hani diyorum bazen keşke. keşke. keşke. bu keşkeler bitmiyor sürüp gidiyor benim gibi belkide hedefsiz oklarım artık ucundan vurmaya başladı. şimdiye kadar şimdi yapmayacağım çok şey oldu belki ama bu onlardan pişman olduğumu belirtmiyor heralde buradayım diyebildiğim sürece arkasındayım lakırdılarımın... nereden devam etmeli onu bile bilmiyorum sanki doldurulamyacak bir boşluk var göğsümde neyi kaybettim neden kaybettim neden bu kadar yitik oğlana döndüm o da belirsiz. tek günlük yaşamım bile sanki vurgulamıyor hayatı kelebek olmak istiyorum bazen elimde olan bir günü sonuna kadar kullanmak ve sonra yapamadığım şeyler için üzüntü duymak. bastırılmış duygularla yaşıyorum galiba içimdeki canlı yaşıyor büyüyor ve galiba yok oluyor. taş kalpli denilen duruma doğru gidiyorum galiba kimden korkuyorum bilmiyorum sadece burada değilmiyim artık neden öyleyse. yavan gelen ömür belki sonlanmalı ama galiba henüz vakti değil. henüz vakti değil...  
    Progenit =)
    Progenit@gmaiL.com
     
     

    Hayattan İnciLer / 4

    TopaL Ruh . .

        Odamın sessizliğinde seni düşünüyorum sessiz haykırışlar yüreğimde yankılanıyor hayallerin göz yaşımı siliyor ruhum bedenime sığmıyordu korkuyordu bu kalp sensiz olma düşüncesiyle yeniydim, yenildim pes ettim eminim peşinden gitmedim umudumu yitirdim, sonbahar yapraklarından umudumu kestimkılmış değil yanmış bir ağaçtım attım zarları hep kaybeden değerinin değeri kalmadı artık adın ve anıların ağaçla yanmış düşlerimde gördüğüm yüz solar oldu yalancı silüetler rüyalarıma doldu ince çizgide yürüdüm tanıyamadım kimseyi göremez oldum hayatı  , yalan oldu hayatım gönlüm azdı yine belkide yokluğun çarptı bana işkence oldu saniyeler hep eskiye bağlandım hayatı orada burada yaşamaya çalıştım yapamadım bitirmeye çalıştım , biz yokken ben yoktu zaten nasıl devam edebilirdim kalbimdeki morlukları nasıl silebilirdim soğuk duvara sırtımı verdim  güvenilmez suratlar var çevremde kime anlatsam kime güvensem bir kış gecesi farkına vardım herkes bizi ayrımaya çalışıyordu yok etmek için çırpınıyorlardı hayat anlamsızlaşıyordu yapamıyordum  ağladım , anlamadım o gece benim için hayat bitti derin bir uykuya daldım etraf uyandırmak isteyen yabancı ellerle dolu kime güvenseydim kime elimi uzatsaydım bilemedim kahpe dünya ele verdi beni saklanamadım dışa vuruldum dışa vuruldum dahada kırıldım geriye sadece toz yığını kaldı bense seyirci kaldım senle olmaya öyle alışmıştım ki sensizlik imkansızdı bana göre yenilenemedim sadece yamandım eskiye bağlıyım hala ama hafifçe kabuğumdan sıyrılmaya çalışırım darbe gelmesini beklerim çoğu zamanpranmaya o kadar çok alıştım ki artık hayat imkansız geliyor anıların süslüyor rüyalarımı ,dillerde yalancı sözler gözlerde yalancı bakış mutluluğa giden yol kapalı iki dünya arasında sıkışmış gibiyim yokluğundan korkuyorum çünkü yokluğunla eş değer tek gerçek sessizlikti hayat denen şey bir öyküydü tek nefeste okudum düşündüm sevgimi tekrar haykırmaya ama dedikoducu dillere meze olmaktan korktum ansızın bitecek diye korkuyorum bu sevgi tek suçumuzdu birbirimize duyduğumuz sevgi nefretle doldurdular kalbimizi yere göğe uçan kuşa nefret eden gözlerle bakmamızı istediler anı yaşamak istiyordum herşeye tekrardan başlayabilsem yalanların ateşi ile kayıp yolları arardım bulamayacağımı bilsemde arardım herkes benden nefret ediyordu sanki yıldızlar bana haykırıyor yağmurlar bana yağıyor güneş bana doğuyor zarar vermek için uğraşıyorlardı sanki evren bile düşman olmuş bana hep ben hep ben neden ben ?

    Ben bile kin besliyordum artık kendime musallat oldu bana evren silkindim kurtulamadım kaçmaya çalıştım cehaletim çıktı karşıma zor gelen bana severken kaybetmekti sabrım tükeniyordu değişimek gerekliydi seni bulduğum bu kayıp alemde bulupta kaybetmek bir yetenekti belki tek istediğim bu bertaraf olmuş ömrü seninle geçirmekti hayat amacını yitirmişti doğruluklar saklanmış yalanlar sarmıştı etrafı  bir kahpelik uğruna yalan söyleyen diller çevremde nöbetteydi sanki bense ne olursa olsun herşeye karşı doğruları haykırıyorum yalan söyleyemiyordum yalana başvursa dilim kelimeler iki çatlak dudak arasından çıkmaz olurdu kekelerdim o sözcükler yerine doğruları söylerdi dilim doğru sorumluluk getirirmiş bunu öğrettiniz bana  yalan söylemek hayatın bir gerçeğiymiş aklımdaki düşüncelerin kelimeler ardına saklanmış halini yazıyorum kelimeler gizleniyor bulana bir mesaj veriyordu duygularımdan.

    Ruhum bile beni terk etmek istiyordu sevilen olmak istiyordum , istemekle kalıyordum tüm zorluklar tüm anlaşılmazlıklar tüm sorunlar beni buluyordu belkide hata bendim . yalnlış zamanda yanlış yerdeydim terk etmeli bu alemi iz bırakmadan sessiz ve sakin bir şekilde  çıkış kapısı ise gözümü kapadığımda önümde beliren bir ip göçüyorum sensiz geçen her saniyede damarlarımdaki kanım çekiliyor uyumuyorum ama uyanmak istiyorum. etrafta herşey sıkıcı olmuş hele de okul denilen büyükçe bir bahçede dört duvar arasındaki sınıflarda bulunan duvardan soğuk asık suratlı disiplin sever hocalardan sıkıldım evren sırtımda bir yük gibi çekemiyorum kaldıramıyorum artık gücüm tükeniyor yenilgilere alıştım kaybeden öteki adım oldu cesaretim kalmadı her önüme çıkan engele göğüs germek yerine kaçar oldum yoruldum . evrenin nefesiydi ensemde hissettiğim yeryüzünden gökyüzündeki bulutlara bulutlardan yıldızlara yıldızlardan evrene yayılan haykırışlar bir tövbekâra aitti hayat bana yaşarken ölüme mahkûm olmayı sunuyordu insanlardı beni böyle çelimsiz bırakan korkak yetiştiren kurtuluşun yolunu cehennemden geçiren küçüklük anılarım yakamı bırakmaz beş kardeşler ardı ardına patlar suratta gözler kanla dolsada acıma yoktu onlarda rüyalarımda bile yakamı bırakmaz korkularım her gece sorar oldum kendime neydim ne oldum gündüz güneşi korkutur insanı düşünmekten çekinir ama gece o ay ışığının altında zihindeki düşünceler bir tomurcuk gibi dışa vurur hep kaybeden olumuşum güne başlamadan kaybetmişim  intikamla dolmuş bu gözler ağlamaz heryerde  saklanırım ıssızlıklara akıtırım gözyaşlarımı içime dıştan yargıladılar beni gönlüm yoruldu sevgimi sana öfkemi onları anlatmakta zorlanır kalemim, şiddetten kırılır mutluluk kadehlerde kaldı ama  o umutluluğa uzunmaz nasırlı parmaklar Kuşlar gibi hür olmak gökyüzüne kanat açmak sevdaların ülkesini bulmaktı hayalim . geçmiş hep hesap sorar bana izler beni gösterir  düşlerken gelecekten söz etmeyi bilmiyordum hayal kurmak yanlıştı benim için yarınlar değil şimdi vardı yarınları düşünmeden yaşamak vardı . dert üstüne dert biniyor kimse içimdeki acıyı bilmiyordu

     Seni unutmamı istiyorlar benden sendeki bu güzellik varken nasıl olacaktı ki bu ruyamda sen aklımda sen gözmü kapadığımda yine sen çıkıyordun karşıma seni unutmak imkansızdı bana. keşke ruyalar gerçek olsa ya da hep senli ruyalardada kalsam senle ölsem sabah yıldızım benim en anlamlı ve en uzun nutukları gözlerinde okudum sevgimi dilden gönüle indirdim . Eğer hayata yeniden başlayabilseydim her günümü son günümmmüş gibi dolu dolu geçirirdim , seni severdim anı yaşardım tahta sıralara kazırdım adını . Sevgimizin malzemesinden çalmaya çalıştılar hayata virgül attım başladı dilim evrenle münakaşa yapmaya imaknsız hayatıma imkan sunan sevgili içindeki sese kulak ver hani arzu ederek hayat arkadaşını arardın ya sonsuza dek ölüme dek mutlu olabileceğin kişi işte o benim çünkü ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim...

       Zifiri karanlık hayatımın hırçın güneşi , hayatımın son kalmış nadide güzelliği Aşkım kusura bakma böyle daldan dala atlayarak yazdım ama geceninin bir yarısı bir kaç dakika uyku için yarı kapanıp açılan gözler ve uykuya dönük bir zihinle bu kadar geldi elimden..                      Yitirme korkusuyla SENİ SEVİYORUM... 

    Biz seninle bayağılıktan kaçtık Sıradan basit gündelik olandan Küçük mutlulukları, hayatın içindeki o kanaatkar doyumları değil hep trajediyi aradık. Biz seninle mükemmeli hep kusursuzluğu aradık.


    Progenit =)
    Dikkat:
    (Zihnimdeki SaçmaLıkLardan aLıntıdır =)


    Hayattan İnciLer / 3

    Carpe Diem !

    “Hepimiz bir gün çiçeklere gübre, solucanlara yem olacağız.

    Yaşadığın günü kavra ve anı dolu dolu yaşa"

    “Carpe Diem”; her daim ölüm gerçeğinin farkında olarak, geçen her saniyenin, kısacası zamanın değerini bilenlerin, anı yaşamaya özen gösterenlerin felsefesidir. Zaman en kıymetli hazinemizdir ve onun değerini bilerek iyi kullanmamız gerekmektedir. Elbette ki bu da plan gerektirir.

    “Carpe Diem”’in felsefesi çoğunlukla anlaşılmak istendiği gibi ifade edilmiştir. Tüm buna benzer terimlerde, insanoğlu maalesef işine geldiği şekilde bir yoruma kaçmaktadır. Söz edilen, insanın hayatını belli bir ideale, amaca göre değil; hissettiği gibi, o anda yapmak istedikleri doğrultusunda yaşaması değildir. Yanlış algılanışın aksine, bu sözle anlatılmak istenen, "geçmiş için kafa yorma, gelecek için de plan yapma” değildir.

    Yaşamı ele alış biçimini kökten değiştiren, yaşadığın anın önemini bildiren ve onu doğru kullanmayı nasihat eden görüştür. Gününü gün etmek değildir, Carpe Diem. “Günü yakala, anı yaşa” der ve yol gösterir. “Günü kurtar, boş ver gitsin” demez. Yaşamı hoyratça harcamamızı tembih etmez tam tersi, zamanımızı kendimiz, çevremiz ve insanlık için çalışarak geçirmemizi söyler.

    Günler ve saatler düşüncesizce harcanacak, savrulacak, önemsiz değerler değildir. Elbette ki vaktimizi gelecek kaygısı ve geçmişe bağlı kalarak yaşamak bizi yola koymaz. Peki, sadece anı yaşamak! Tecrübeden, hafızadan, düşten, iradeden, zihinden, tekâmülden ve kendi özünden vazgeçmektir.

    Burada her konuda olduğu gibi dinamik dengeyi yakalamak sistemin özüdür. Günün, anın kıymetini bilip değerlendirmek esasken; geçmiş birikimle birlikte, gelecek planları da kontrollü olarak belirlenecek ve her zaman eylem halinde olunacaktır. Ayrıca “zaman” kavramı da detaylı bir inceleme konusudur.

    Spinoza: “Sonsuz olduğumuzu hissediyoruz ve gözlemliyoruz.” der.

    “Şimdi”; eylemin, düşüncenin tek yeridir. Hayat “şu anda” var olmanın kalbindedir. Denilebilir ki: "Dün geçti! Yarın henüz doğmadı! Bugün eyleme geçip, düşüncelerimizi gerçekleştirebileceğimiz gündür. Bekleme. Erteleme. Şimdi değilse ne zaman?”

    Hayatımızı değiştirmek, iyi, doğru ve güzele yönelmek için asla geç değildir. Değişim için ayak sürüyen ve bahane bulanlar, çoğunlukla suçu yetersiz eğitim, kötü geçirilmiş çocukluk, sorunlu aile, işyeri problemleri, maddi zorluklar, adalet, haksızlık, vs... gibi birçok kavrama bağlarlar. Bir tek yapamadıkları aynanın karşısına geçip yüzleşemedikleri öz benlikleridir. Tüm harici etkiler söz konusudur ve kendi bir kurbandır. Kişi artık bu sarmaldan sıyrılmalı, kendini tanımalı ve sorunu tespit edip, ona çözüm aramalıdır. Hayatındaki her şeyi değiştirme gücünün bireyin elinde olduğunu ve bunun için de şimdiden daha iyi bir zaman olmadığını da yine “Carpe Diem” hatırlatır.

    Hayat bir bumeranga benzetilebilinir. Ona ne verirsen, verdiğin ölçüde sana geri döner. Zaten tüm hayatımıza ve ilişkilerimize ne alacağız bakış açısı ile değil; “Ben nasıl bir katkıda bulunabilirim?” şeklinde yaklaşırsak; hasat yasasını yaşamlarımızda da işletebiliriz.

    Kısaca... "Carpe Diem"

    Dünden ders alın, yarını düşünün ama en önemlisi bugünü size verilen en önemli hazine olan zamanın kıymetini bilerek yaşamayı unutmayın. Doğruyu sadece bilmekle yetinmeyin, aynı zamanda uygulayın. Hedef belli ise, ona ulaşmanın yolları da bulunacaktır.

    Seneca şöyle der: “Hayatta en büyük engel, beklemektir; daha sonra gelecek olan her şey belirsizliğin alanına girer. Şu andan itibaren yaşa.”


    Hayattan İnciLer / 2

    Hayat ve İnanç

    İNANÇ MUTLULUKTUR

    Maddeci bir dünyada yaşıyoruz.Her şey mekanikleşti, artık insanlar arası ilişkiler maalesef, genellikle menfaatlere dayanıyor.Bilgimiz fazlalaştıkça, bilgeliğimiz azalıyor. Ekonomik güvenceye kavuştukça canımız daha çok sıkılıyor ve güvensizliğimiz artıyor.Eğlenceye daldıkça daha doyumsuzlaşıyoruz ve hayattan daha az hoşnut kalıyoruz. Şurada biraz rahatlık, orada biraz neşe ararken, hiçbir şeyin kalıcı ve doyurucu olmadığını görüyoruz.Durulmayan bir deniz gibiyiz, arayışımız hep sürüp gidiyor. İnsanlar yalan söylüyor, aldatıyor, çalıyor, öldürüyor ve savaşıyorlar ama kendileri ve ait oldukları toplum için huzur, güvenlik, gönül ferahlığı ve mutluluğu bulamıyorlar. Bizim inancımıza göre insanın mutlu olabilmesi için kendi hayatının ve dünyanın bir anlamı olduğuna inanması lazım.Eğer hayatın bir gayesi yoksa veya dünyayı boş ve yaşamayı saçma kabul ediyorsak bakışlarımızda anlamsız olacaktır. İŞTE İNSANLARA HERŞEYDEN ÇOK, ANLAM VE MUTLULUK VEREN ŞEY İNANÇTIR.

    ---------------

    Günümüzde dini duyguların zayıfladığını görüyoruz. Hakikaten mutlu olmak istiyorsak, hem de hayatımızın, hem de dünyanın anlamı olduğuna inanmalıyız.Kendi rızamızla gelmediğimiz dünyadan, kendimizin tayin etmediği bir süre kaldıktan sonra yine rızamızın dışında ayrılırız.Muazzam kainatta toplu iğne başı kadar bile yer işgal etmediğimizi görüyoruz.Allah’ın ipine sarıldıkça hem iç huzuru yakalarız, hem de kafamızdaki soruların cevabını buluruz.

    --------------

    Dünyada her türlü acı ve haksızlıkla karşılaşabilmekteyiz. İnançsızlar dindarlar kadar mutlu olamazlar Kainatın dine bağlı bir anlamı yoksa, anlamsız olduğunu düşüneceklerdir.Düşünen bir insanın her şeyi anlamsız görerek mutlu olabilmesi mümkün değildir. Aslında kişi ne kadar inanmadığını söylerse söylesin içindeki bir ses ‘’ Varoluşumuzun sebebi bunlar olmamalı, daha ulvi gaye ve yüksek seciye için olmalı’’ diye fısıldamayı sürdürür.İşte bu mutluluk kaynağı, inançtır. Ateist bir arkadaşım birgün, ‘’İmreniyorum sana! Demişti. ‘’Bir türlü inanamıyorum ve kendimi huzurlu hissetmiyorum.Aslında inancın mutluluğunu yaşamayı ne kadar isterdim.’’

    Şartlara bağlı olan mutluluk yüzeyseldir ve kalıcı değildir.Canımızın en sıkkın zamanında ve yerine göre en üzüntülü çevrede bile içimizi dolduran coşku, gerçek mutluluktur.İşler yolunda gitmediğinde bile gözyaşları arasında gülümseyebilmek, başarısızlıktan rahatsız olmamak, dışarıdaki problemlerimize rağmen içimizin derinliklerinden fışkıran, bizi dinlendiren, gönül hoşnutluğu ve huzur veren mutluluk budur.Mutluluk için her zaman dış uyarıcı olması gerekmez. İnanç, zor zamanlarda kişiye yardımcı olur, dini inancı güçlü kişilerin, olmayanlara oranla kendilerini daha sık mutlu saydıklarını ve yaşadıkları hayattan tatmin olduklarını göstermektedir.İstatistikler dini inancın güçlü olduğu ailelerde, genellikle çocukları ihmal, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı gibi olumsuzluklara daha seyrek rastlandığını göstermektedir.İnanmak sadece ruhi sağlığa değil, bedeni sağlığa da faydalar getirmektedir. Hangi şartlar altında olursak olalım mutluluğu yakalayabiliriz.Yeter ki isteyelim. Çünkü mutluluk elimizdedir, çünkü içimizdedir.

    Sonuç olarak, din kişinin hayatına anlam katan bir amaç verir.Bu inanç; zorluklar, acılar ve ölüm karşısında dayanıklılık ve ümit ışığıdır. Hayatın günlük meşakkatlerinin bunalttığı kişiye, dünyaya ebedi bir bakış açısıyla bakma fırsatı verir. İçinde bulunduğumuz stres dolu, karması çok yaşantının sığınağı dindir.Zor anlarda tek yardımcımız dindir.

    Hayatımızda herşeyi herşeyi bağlayabileceğimiz şey dindir. Hayatta ne olursa dine bağlıyorum ben ne de olsa kaderci bir toplumuz. Her zaman olayların iyi yöneleri ilgilendirmeli bizi , olayların sadece iyi yönlerini görmeliyiz . Kötü yönlerini görmemezlikten gelmeli ayrıntılara önem vermemeliyiz yoksa mutluluğu yakalayamayız.Küçük şeyler ile mutlu olmayı öğrenmeliyiz...

    Başımıza gelen iyi ya da kötü olaylar için şükretmeliyiz. ve herşeyde bir hayır olduğunu bilmeliyiz. Hayırda Allah'tan şerde Allah'tan gelir. Unutmamalıyız ki başımıza gelen nice kötü oaylar bizim görmediğimiz ayrıntılarla doludur . Hayatta herzaman herşey göründüğü gibi değildir. Gizlilikler , sırlarla dolu ...

    Hani deriz bazen keşke doğmasaydım ... E hayatı yaşamak zorla değil . Ya bu hayatı acılar ile yaşarsın ya da acıları görmeden olayların iyi taraflarıyla yetinerek yaşarsın. Ölümden kolay ne var ki şu dünyada ama can tatlı seven çok olunca bu cana kıymakta insana hiç cazip gelmiyor.

    İnsanlar neden içkinin , sigaranın , zinanın birer tutsağı haline gelmiş . Kalplerini esir almış tüm kötülükler. Ben hayatmda hiç sigara, içki içmedim. Bunu söylediğimde beni ayıpladılar . Ne garip dünyada herkes bunları içmenin büyümenin anlamına geldiğini sanıyor . Bir özenti uğruna başlanan böyle şeyler insanı daha nelere sürükleyebiliyor. Bunları içmek sadece Yüce Allah'ın yasaklarına karşı gelmektir . Bilmiyorum , siz bu düşüncelerime katılmayada bilirsiniz çünkü bunlara o kadar bağlanmışsınız ki ... Ben mi çok asalak yaşıyorum bu dünyada yoksa insanlar mı Allah'a karşı gelmeyi bir halt sanıyorlar. Düşünmeye üşenenler, belirli olayların sonuçlarını temel alıp, bütün hayatın doğruları olarak kabul etmiş olabilirler mi ?

    Hayat , bir ırmak gibidir hızlıca akar gider ..tutamassın durduramassın .ona kapılır gidersin . Bunu tersine çeviremessin hep ileri akar hep sona akar . Keşkelerle bizde burda sürüklenir gideriz . Ama bir an durup düşünsek bu keşkelerin hayatımızda yeri olmadığını anlaya biliriz.. Hayat acımasızdır , insanlar ise hayattan daha acımasız olur kimi zaman. Bu acımasızlık hırslarındandır , gözlerini karartır bir şeyleri elde etmek için uğraşırlar ama arkadalarında bıraktıkları şeylerin farkına asla varamazlar. Hırsları gözlerini kör etmiştir çünkü...

      Gerçekten Allah'a inanan insan onun yasaklarına uyar . Ne insanlar var müslümanım diye geçinip ..... =) bile satıyor . Ben anlamakta güçlük çekiyorum Allah'ın yasakladıkları o davranışları nasıl yapabilioruz ?

    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Hayattan İnciLer / 1

    Beyin Gücü  - Parapsikoloji -MetaFizik

    Telekinezi Nedir ?
    Telekineziyi düşünce gücünün cisimlere, bilindik maddeler kullanılmadan etki etmesi
    şeklinde tanımlayabiliriz. Hayallerin gerçeğe dönüşmesidir bir nevi. Düşünce ile etkide bilindik fizik kullanılmaz. Fakat burada fizik yoktur diyemeyiz.

    Telekinezi Bilimselmidir ?
    Bilim şuanda telekineziyi kabul etmemiştir. Yani telekinezi için bilimsel değildir denebilir. Fakat bu bilimin kabul etmeyeceği anlamına gelmez. Bilim gerçek olan herşeyi önceden kabullenemez. Bir niteliğidir ki araştırı şarttır. Bilim telekineziyi yeterince araştırır ve anlamaya çalışırsa şüphesiz bu gerçeği kabul edecektir. Bilime bu konuda hak verilmelidir. Araştırması tasvip edilmelidir.

    Telekinezi İslam ile çakışırmı ?
    Telekinezi yaratıcı inancına ters düşmemektedir. Nitekim Kuran-ı Kerim'in bilimselliğinden şüphe edilemez. Güneşin bir noktaya doğru yüzüyor olduğunu müjdeleyen Allah'ın kelamı Kuran'ı henüz anlayan bilim çevresi, Kutsal kitapta geçen diğer mucizelerede yakında tam bir açıklama ve ispatlar getirecektir. Pek tabi bazı mucizeler Allah'ın Peygamberlere telekineziyi çok güçlü olarak vermesiyle (her insanda olan bu gücü, devasa boyutlarda, bizim asla ulaşamayacağımız niteliklerde vermesiyle) vûkû bulur demek büyük oranda aydınlatıcı bir cevap olabilir. Fakat Din ve telekinezi ilişkisi kanıtlanmadığı gibi önceden iddia etmekte tam doğru olmaz. Telekinezi ve mucizeler ilişkisi bir görüş olarak bekletilmelidir.

    Herkes uygulayabilirmi ?
    Evet beşer isterse telekineziden sonuç alabilir. Pes etmemelidir. Sonuç çabuk alınır. İnsanoğlunun bir sıfatıdırki her biri çabuk sıkılır. Aslında UYGULAYIN bölümde okuyacağınız kadar kolaydır telekinezi. Herkesin beyin gücü vardır. Onu açığa çıkarmak insana kalmıştır.

    Telepati nedir ?
    Farklı yerlerde (kısa yada uzun uzaklık) bulunan birden fazla kimsenin birbirleri ile konuşma ve diğer yöntemler olmaksızın, sadece beyin güçlerini kullanarak iletişim kurmaları tekniğidir.

     

    Beyin gücünüz ile cisimleri hareket ettirebilir, kaşıkları bükebilirsiniz. "Telekinezi" bölümünde anlatılan kaşık bükmede, Kaşığın "akmış olmuş" denecek çok yumuşak bir cisim olduğunu düşünmeniz gerekecek.

     

    Parapsikoloji

    Parapsikoloji, klinik bulgularla ölçümlenebilen psişik fenomenlerin dışında kalan alan üzerinde araştırma yapan bir bilim dalıdır.

    Günümüz Parapsikolojisi, modern psikoloji ve modern tıbbın verileriyle, doğu bilgeliğinin verileri arasında köprü oluşturan bağımsız bir bilim dalıdır.

    Bizler, dünya beşeri olarak; genellikle fizik yapımız üzerinde durmuş, ruhsal yanımızı tamamen göz ardı etmişizdir. Oysa, biyolojik yapıda ortaya çıkan her türlü aksak1ık, bugüne kadar göz ardı ettiğimiz ruhsal yapıdan gelmektedir.

    İnsan, Ruh ve Madde ikilisinden oluşmuş bir yapıdır. O halde bireyi incelerken, ruhsal yanını da dikkate almak zorundayız. Yüzyıllar boyu gelişen bilim, sadece madde dünyasının uygulamalarını, etkilerini ve özelliklerini incelemekle yetinip, bireyin içsel yapısından sürekli kaçtı. Fakat son 50 yılda bilimin kısırlığı anlaşıldı ve içe dönülmeye başlandı.

    İste bu yeni anlayışla yapılan araştırmalar ve deneyler, evrende fizik, kimya ve biyolojinin ortaya koyduğundan başka ilke ve yasaların varlığını da göstermiştir.

    Bizler, dışımızdan gelen bilgilerin algılanmasında, yalnızca beş duyu¬muzun araç olduğu fikrine kendimizi alıştırmışızdır. Eğer bu anlayışı günlük, basit yaşam içerisinde değerlendirirsek doğrudur. Fakat, bazı koşullarda bu yeterli olmamaktadır. Yani, bazı algılarımızı başka duyumuzla da yaptığımız oluyor. İste, son yıllarda kuşkulandığımız bu duyumuzun varlığını, bilim kanıtlamış bulunuyor. Bu, 'altıncı duyu' dediğimiz olgudur.

    Dış dünyayı algılarken; bilerek ya da bilmeyerek, zaman zaman beş duyumuzdan farklı bir duyumuzu da kullanıyoruz. Hatta bazı nadir kişiler bu duyusunu o derece kontrol a1tında bulundurabiliyor ki, onu istediği zaman istediği amaçlarla kullanabiliyor.

    İste, herhangi bir organla çalışmayan, bilinen duyulardan farklı ve insanın dış dünyayı algılama yeteneğine kısaca, Duyular Dışı İdrak (DDİ) ya da Duyular Dışı Algılama (DDA) diyoruz.

    Ancak halk arasında bunların tümüne, "altıncı duyu" demek, adet olmuştur. Bugün bu olguyu, "parapsikoloji" adı altında incelemekteyiz. “parapsikoloji” sözcüğü, (para: yanında, ötesinde,psychische: ruh anlamına gelmektedir) Oesterreich tarafından ortaya konmuştur. Ancak, bazı bilgilere göre de, Dr.Rhine'nin hem D.D.I terimini, hem de "parapsikoloji" deyimi ortaya koyduğu söylenmektedir.

    Prof.Rhine, 1930'larda başlamak üzere; A.B.D.'de Duke Üniversitesi'nde parapsikoloji okutmuştur. Parapsikoloji, klasik Psikolojinin sınırları ötesinde fenomenleri inceleyen bir araştırma dalıdır.

    California'daki J.F.Kennedy Üniversitesi'nin parapsikoloji bölümünün tanımına göre: Parapsikoloji, tüm canlılar ve bunların çevresi arasındaki belirli etkilerin, bilimsel olarak incelenmesidir.

    Bu alanda yapılan çalışmalarda hemen herkeste 6-7 ve daha fazla duyuların varlığını ortaya koymuştur. Fakat bunların varlığından pek az kimsenin haberi vardır.

    D.D.İ' nin doğasında hem kendiliğindenlik, hem de beklenmediklik vardır. Farkında olsak da olmasak da, doğuştan getirdiğimiz bu yetenek, hayvanlarda da bizde de vardır.

    Bunlardan:
    - Telepati
    - Durugörü
    - Duruişiti - Ipnoz
    - Psikometri
    - Psikokinezi / Telekinezi
    - Derma Optik Algılama
    - Radyestezi
    - Beşeri Aura
    - Medyumluk
    - Ruhsal Şifa
    - Obsesyon
    - Beşeri Aura
    - Neştersiz ameliyatlar
    - Ekminezi
    - Nazar
    - Poltergeist (eşyaların hareketleri / tekinsizlik)
    gibi bazılarını, bundan sonraki yazılarımızda sizlere sunmaya çalışacağız.

    Şurası muhakkak ki, günümüzün maddeci bilimi, parapsikolojiye fizik ötesini de bilimsel bir açıklama getirememektedir. Bakış açısı, olaylara yaklaşım anlayışı değişmediği sürece de, bunu başarabileceğini pek sanmıyoruz. Elimizdeki bilgilerle açıklayamadıklarımızı inkar etmek ya da dudak büküp geçmek, gerçekte bilimselliğe de ters düşen bir tutum olmaktadır. Ancak gerçek anlamda özgür düşünceli, bilginin sonsuzluğuna inanan kimselerin yapması gereken; geçmişe dönerek, o zamanın olaylarını, o zaman olağan dışı kabul edilen olayları inceleyerek bir fikre varmaktır.

    T.Edison elektrik ampulünü bulduğunda bütün uzmanlar kendisiyle alay etmişlerdi.

    Prof. A.Bickerton, aya gitmeyi sersemce bir fikir olarak niteliyordu. Clarke bile, 1947 yılında; dünya insanın Ay' a ayak basması için en erken tarihi, 1978 olarak vermişti.

    Ünlü fizikçi Lord Rutterfor, atom enerjisinden yararlanabileceğimizi söyleyen kişilerle alay etmişti.

    Galileo, Dünya'nın Güneş çevresinde döndüğünü söylemesi üzerine, engizisyon mahkemesinde yargılanmıştı.

    Su sözlere de bakalım:
    - Radyonun geleceği yok. (Lord Kevin - İskoçyalı fizik bilgini)
    - Artık yeni hiçbir şey yok. İcat edilebilecek herşey icat edildi. (C.H.Duell Amerikan patent dairesi başkanı)
    - Atlar her zaman kullanılacaktır, oto¬mobil ise ancak geçici bir moda olabilir. (Henry Ford'un kredi talebi üzerine otomotiv sektörünün geleceği üzerine ekspertiz veren bir banka müdürü)
    - Uçaklar hoş oyuncaklar, ama askeri değerleri yok. (Maresal F.Foch, 1.Dünya savaşında Fransız Orduları Başko¬mutanı)

    Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Beşerin yapısında, her nedense, yeniliklere karşı bir tepki, bir tedirginlik vardır.

    Tüm bunlara karşın, İngiltere'de ilk Ruhsal (Psişik) Araştırma Derneği kuruldu. Daha sonra Fransa, Amerika ve dünyanın çeşitli yerlerinde bu tür derneklerin kurulduğunu görmekteyiz. Bugün Rusya'da pek çok üniversitede Parapsikoloji bölümleri bulunmakta olup, bu konuda A.B.D.'nin daha ileride olduğu belirtilmektedir.

    Halen, Dünya’nın pek çok ülkesinde D.D.İ. ile ilgili araştırmalarını sürdüren ve lisansüstü eğitim sunan pek çok üniversitenin, Parapsikoloji bölümü kürsüsü bulunmaktadır.

    Bu bilim yuvalarında, bilimin ortaya çıkardığı en duyarlı cihazlarla, D.D.A. deneyleri, ölçümleri yapılmakta ve bunların hangi yasalara göre ortaya çıktığı araştırılmaktadır. Bu çalışmalara parapsikoloji içinde "psikotronik" çalışmalar da denil¬mektedir. Bu çalışmalar entelektüel bir merak konusu değil, kendi yapımızı bilmeye, tanımaya yönelik çalışmalardır.

    Jacques Bergier'in "Gizli Parapsikoloji Savaşı" adlı eserinde, parapsikolojinin uluslararası değerinin ve geleceğinin ne kadar parlak olacağını, gerçek ile gerçeğin arkasındaki olayların önemini kesin çizgilerle vurguladığını görüyoruz.

    O halde, ön yargılarımızı bir yana bırakıp, konuyu ciddiyetle araştırmalıyız. Ünlü bilimci Einstein; "Evrenin yaratıcısına olan inanç, bilimsel araştırmaların en asil, en itici gücüdür." demiştir.

    Beşeriyet tarihinin en uzak çağlarından bu yana, bireyde bugün "olağandışı" olarak kabul etmek durumuna düştüğümüz bir takım yeteneklerin var olduğunu gösteren kanıtlar mevcuttur. Büyük bir potansiyel oluşturan bu yeteneklerin, bu güçlerin harekete geçirilmesi, tüm düşünce yapımızda bir devrim gerektirecektir. Fakat sonunda da, insan varlığına yepyeni ufuklar açılabilecektir. Bilim adamlarının günümüzde olağanüstü diye nitelendirdikleri söz konusu yeteneklere gösterdikleri büyük ilgi, bunun kanıtıdır (Akupunktur, Bioenerji, şifacılık v.b. gibi).

    Olağandışı olayların bilimsel araştırması, A.B.D. 'li bilimci Joseph B.Rhine'la başladı denilebilir. 1920'li yıllarda konuya merak saran Rhine, ömrünün büyük bölümünü, yetenekli kişiler üzerinde yaptığı araştırmalara verdi. Böylelikle, yeni bir bilim dalı olan Parapsikoloji kurulmuş oldu. A.B.D. Bilimler Akademisini Parapsikoloji'yi tanımasıyla, bu yeni bilim dalı hak ettiği yeri almış oldu. Bu şekilde, Rhine'i eleştiren bilim adamları da, daha sonra yanılmış oldukları açıkladılar.

    New Yorklu bir bilim adamı olan Hans Halzer, "Bilim sadece, tanınmış, güvenilir araçlarla bilginin toplanmasıdır." diyor. Bununla beraber, araçlar zamanla değişebilir. Geçmişin güvenilir aracı, zamanımızda güvenirliğini yitirmiş olabilir. Ya da gelecekte güvenirliği yitirebilecek olabilir. Bunun tersine, geçmişte kullanılmayan araç ve yöntemler bugün kullanılabilir. Yani, bilimi; yerinden oynamaz, şekli değişmez bir duvar gibi kabul ederek, bu duvara yaslanıp rahatlığı aramak, gerçeğe ters düşer.

    Her şey bir değişim halinde olduğu gibi, bilim de bir değişim halindedir. Bu konuda Batı ve Doğu'nun bakış açılarını dile getirmek gerekirse; Batı dış dünyayı, Doğu ise insanın iç dünyası incelemiştir. Kısaca, Batı analizci, Doğu sentezci olmuştur. Batı, olayları ufak parçalara ayırarak incelemeyi ilke edinmiştir. Örneğin: İnsan bedeninde belli bir miktar su, hidrojen, oksijen karbon ve başka elementler bulunduğunu saptamıştır. Bu ilginç görünebilir ancak bu maddeleri bir araya yığmakla insan elde edilemez. Önemli olan, bu maddeler arasındaki ilişki, bağlantı ve örgütlenmedir. Önemli olan, bu parçalardan çok, bunların nasıl olup da bu bütünlüğü oluşturduğudur.

    İşte Doğu bunu incelemiş, yani bütünleşmeyi ele almıştır. Özetle söyle söylenebilir: Parapsikoloji alanına giren tüm olayların psikolojik değil, psişik olduğu bir gerçektir. Yani bunlar, beden dışı, ruhsal bir güce, yeteneğe dayanmaktadır.

     

    Video 1 ;

              

    Video 2;

             

    Ben sizLeri inandırmak zorunda değiLim dostLarım :D Umrumda değiLsiniz.